Hz. Peygamber’in ﷺ Eğitim Metotlarından “Tâlim” Kavramı Üzerine Bir Değerlendirme

Hz. Peygamber’in ﷺ Eğitim Metotlarından “Tâlim” Kavramı Üzerine Bir Değerlendirme

Hz. Peygamber’in (sas) Eğitim Metodunda“Tâlim” Kavramı Üzerine Bir Değerlendirme

 

 

Özet

Hz. Peygamber’in (sas) Kur’ân-ı Kerim’de üzerinde ısrarla durulan görevlerinden biri de tâlimdir. Elbette kiResûlullah’ın(sas) tüm görev ve sorumlulukları, yetki ve sınırları, değer ve kıymeti biz ümmeti için çok önemlidir. Çünkü biz bunları öğrendikçe aramızdaki hukuku istenilen düzeyde tesis edebiliriz. Ama mesele tâlim olduğu zaman bu önem biraz daha ehemmiyet kazanır ve bizlerle bu nebevî vazife arasında farklı bağların oluşmasına zemin hazırlar. Bundan dolayı biz bu makalemizde bu konuyu ele almaya çalışacağız. Özellikle Hz. Peygamber’in (sas) muallim olmasına, Kur’ân-ı Kerim’de tâlim görevinin nasıl ele alındığına, Allah Resûlü’nün (sas) müminlere neleri tâlim ettiğine ve bunları nasıl yaptığına örneklerle değineceğiz.

Anahtar Kelimeler: Hz. Peygamber, Muallim, Tâlim, Eğitim, Metod,Sahâbe.

 

Abstract

 

A study on theteachingconcept of theprophet's (pbuh) educationalmethod

 

One of The Prophet’s (pbuh) dutythathas insisted on in theQuran is teaching. Of course, allduties and responsibilities, authorities and limits,  worth and value of the Messenger of Allah (pbuh) areveryimportanttoweummah. Becausewe can establishthedesiredlevel of lawbetween us as welearnthem. But on theteachingissue it becomesmoreimportant and preparetheground for a variedtiesbetween us and thispropheticmission. Therefore, wewilltrytoaddressthisissue in thisarticle. Wewillespeciallyreferwithexamplesto The Hz.Prophet’s (pbuh) teaching, how Quranhandledtheteachingtask and whatthe Messenger of Allah (pbuh) teach and how he do that.

 

KeyWords: The Prophet (pbuh), Education, Method, Teaching, Teacher, Companions.

 

 

1.      Giriş

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.”[1]

Malum olduğu üzere tâlim kelimesi ilim kökünden gelir. İlim dediğimiz zaman Kur’ân’ın en fazla kullandığı köklerden biri demiş oluruz. Kur’ân-ı Kerim ilim kökünden türeyen 750 kullanıma içerisinde yer vermektedir.[2] Bu kadar yoğunlukta bir kullanımın Kur’ân’da olmasının en temel sebebi Kur’ân’ın ilmi ne kadar önemsediğini göstermektedir.

İlim kelimesinin ne anlama geldiğine dair onlarca tarif şuan elimizdeki kaynaklarda mevcuttur. Bu tariflerin hepsine elbette burada değinmeyeceğiz. Bunlardan iki tanesini burada aktaracağız. İlki İbnFâris’in (v.395/1004) verdiği tariftir. Kûfe dil mektebine mensup önemli bir dil ve edebiyat âlimi olan ve Arap dilinde ciddi bir otoritesi bulunan İbnFârisilim kelimesine şöyle bir anlam verir: يدل على أثر شيئ يتميز به عن غيره “İlim, bir şeyi, kendisi sayesinde, ondan olmayan başka bir şeyden ayıran belirti, iz, işaret, alemet ve eserdir.” [3]

Râğıb el-İsfahânî(v.465/ 1072) ise şöyle bir tarif verir:إدراك الشيئ بحقيقته“Bir şeyi hakikati ile idrak etmek.” [4]

Bu iki tanımda dikkatimizi çeken belirti, iz, işaret, alamet, eser ve idrak kelimelerini alt alta yazalım; sonra şöyle bir soru soralım: Bu ifadelerin işlevsel alana dönüştürülmesi, yani onlarla amel edilmesi nasıl olmalıdır? İşte bu sorunun cevabı;“tâlim”dir. Demek ki tâlim; ilmin aktarılması, yaşanılması, öğretilmesi, eğitilmesi ve yaşatılması ile alakalıdır. Zaten tâlim kelimesinin Türkçe güncel kullanımında kast edilen manada eğitim ve öğretimin birlikte olduğu bir kavramı ifade etmektedir

Bu tanımlardan şöyle bir netice daha çıkarabiliriz. Bir yerde tâlimin olabilmesi için en az iki şuurlu şahsın olması gerekir. Çünkü tâlim, muallim ve muteallim yani hoca ile talebe arasında olabilecek bir eylemdir. Dolayısı ile Hz. Peygamber (sas) için tâlim vazifesini konuştuğumuz zaman, onun nübüvvet ve risaletten kaynaklanan özelliklerine dikkat çekmiş oluruz. Vahyin/Kur’ân’ın tek başına muallim olmadığını, olamayacağını; ama Hz. Peygamber’in (sas) Kur’ân ile bu muallimlik görevini yerine getirebileceğini de söylemiş oluruz.

2.      Muallim Olarak Gönderilen Bir Peygamber (sas)

            Hz. Peygamber (sas), gönderiliş gayesini izah ederken açık bir şekilde muallim olarak gönderdiğini söylemekte ve bir yönü ile tâlim görevine dikkat çekmektedir. İbnMâce ve Dârimî’de geçen bir hadiste:“Ben sizlere ancak bir muallim olarak gönderildim.”[5] demektedir.

Müslim de geçen hadiste ise Efendimiz (sas) muallimlik yönünü şöyle ifade etmektedir: “Allah beni zorlaştırıcı ve başkalarının hatalarını arzu eden değil, bir muallim ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.”[6]

Sahâbeden ilim sahasında ciddi bir ağırlığı olan Abdullah b. Amr (ra) yukarıda aktardığımız hadisin zeminine ait bir bilgiyi bizlere rivayet eder. Der ki: “Bir gün evinden çıkıp mescide gelen Allah Resulü (sas) orada halka olmuş iki gruptan birisinde Kur’ân okunup dua edildiğini, diğerinde ise ilim öğrenildiğini ve ilim öğretildiğini gördü. Resûlullah (sas): “Her biri hayır üzeredir. Şunlar Kur’ân okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlar; Allah dilerse onlara istediklerini verir, dilerse vermez. Bunlar da ilim öğreniyorlar ve ilim öğretiyorlar. Ancak ben bir muallim olarak gönderildim.” buyurarak ilim halkasını tercih etti ve gidip onların yanına oturdu.” [7]Efendimiz’in (sas) buradaki bu sözleri ve fiili uygulamaları tâlim görevinin O’nun (sas) dünyasındaki yerini anlamamız açısından önemlidir.

Hz. Peygamber’in (sas) muallimlik vasfına her daim şahit olan sahâbe, Resûlullah’ın (sas) nasıl bir muallim olduğunu birçok rivayette bizlere beyan ederler. Onlardan bir tanesi Medineli gençlerden biri olan Muâviye b. Hakem’in (ra) şu sözleridir:“Allah Resûlü’nün yolunda canım feda olsun, ben ondan önce de ondan sonra da ondan daha güzel bir muallim görmedim.”[8]

Muâviye b. Hakem’in bu sözüne benzer bir tespiti, fasılasız on yıl Resûlullah’ın (sas) terbiyesinde yetişen ve birçok hadiseye bizzat şahit olan Enes b. Mâlik (ra) şöyle yapar: “Ben kendisine (Resûlullah’a) seferde ve hazarda hizmet ettim. Vallahi, yaptığım birşeyden dolayı bana: “Bunu niçin böyle yaptın?” Yapmadığım birşeyden dolayı da: “Bunu niçin şöyle yapmadın”demedi. Bana hep şefkatle davrandı.” [9]

            Sahâbenin genç simalarından olan EbûRifâa, kendisinin Medine’ye ilk geldiği anlarını bize şöyle anlatıyor: “Mescide girdiğim zaman Resûlullah (sas) minberde insanlara bir şeyler anlatıyordu. O’nun (sas) konuşmasını bitirmesini beklemeden: “Dini hakkında hiçbir şey bilmeyen garip bir adam geldi, dinini sorup öğrenmek istiyor.” dedim. Benim bu talebimi duyar duymaz, Resûlullah (sas) minberden indi, yanıma geldi, O’na ayakları demirden olan bir sandalye getirildi, o sandalyeye oturarak bana İslam hakkında bazı şeyler anlattı. Bana anlattıkları bitince, tekrar minberine çıktı ve kaldığı yerden konuşmasına devam etti.” [10]

            Tüm bu rivayetler ve daha burada aktaramadığımız nice hadiseler, Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevini anlamamız açısından yeterlidir.

3.      Kur’ân-ı Kerim’de Tâlim Görevi

            Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (sas) nübüvvet öncesi hayatına vurguyaparken önemli bir hakikate şöyle değinir: “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân'ıvahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.”[11]

            Yine birkaç ayette Efendimiz’in (sas) ümmî olduğu bilgisine yer verilir. [12]Ankebûtsûresindeise okuma-yazma bilmediği açıkça beyan edilir: "Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi."[13]

            Bu bilgileri bize veren Aziz Kitabımız, peygamberlikle birlikte Efendimiz’in (sas) artık Allah (cc) tarafından vahiyle özel bir eğitime tabi tutulduğunu, tabir caiz ise mualliminin Allah (cc) ve vahyin emin meleği Cebrail (as) olduğunu belirtir.

            “Allah'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.”[14]

            Hepimizin çok iyi bildiği Necmsûresininilk ayetlerinde de bu hakikate şöyle vurgu yapılır: “İnmekte olan yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. Onun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir. Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti. (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli bir melektir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.” [15]

            Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevine bizzat işaret eden ayetlere gelinceilk olarak, Hz. İbrahim’in duasında yer alan şu ayeti örnek olarak verebiliriz: “Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti talim edecek/öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.”[16]

Yine Bakara sûresi151. ayeti, Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevine şöyle değinir: “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.”[17]

            Âl-i İmrânsûresindeise daha açık bir üslup ile tâlim görevinin kapsamı ve Hz. Peygamber’in (sas) gönderilmesinin ümmete nasıl büyük bir nimet olduğu hakikati vurgulanır: “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti tâlim eden/öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”[18]

            Burada zikrettiğimiz ayetler dışındada Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevi ile alakalı ayetler vardır. Ancak bu kadar ile iktifa edelim ve önemli bir bahse geçelim.

4.      Allah Resulü (sas) Müminlere Neleri Tâlim Etmiş/Öğretmiştir?

            Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevini daha iyi anlamak adına iki önemli soruyu sormak zorundayız. Bu iki soru şudur:

a. Allah Resûlü (sas) müminlere neleri tâlim etmiş/öğretmiştir?

b. Allah Resûlü (sas) bu tâlimi nasıl yapmış, nasıl uygulamıştır?

            İlk soru biraz meselenin mahiyetini anlamamızı kolaylaştıracak, ikinci soru ise usûl ve üslup açısından nebevî örnekliği bizlere öğretecektir. Ayrıca bu iki soruya verilecek doğru cevaplar, bugünün muallim ve talebelerine de çok önemli mesajlar verecektir. İlk sorunun cevabına yönelik şu beş hususu ele alacağız:

4.1.Vahiyden mahrum olan yüreklere vahyin mesajlarını taşıyarak Allah’ın (cc) muradını öğretmiştir.

Hz. Peygamber’in (sas) özelde müminlere genelde tüm insanlığa tâlim ettiği ilk şey, elbette vahiydir. O (sas) tebliğgörevinin bir gereği olarak vahyi muhataplara ulaştırmış, tebyin görevinin bir gereği olarak o vahyi açıklamış, iyice anlaşılır kılmış,tâlimgörevinin bir gereği olarak da o vahyi muhataplarına iyice öğretmiş, bazen sözlü bazen fiili adımlarla vahyi muhataplarının dünyasına taşımıştır.

Burada biz ayrıca Allah’ın (cc) muradı vurgusunu yaptık, bunun sebebine gelince; murad-ı ilahî önemli bir bahistir. Bir sözden, bir amelden yada bir sükûttan tam anlamı ile ne murad edilir, bunu ancak o amelin sahibi bilebilir veya onun bu bilgiyi paylaştığı kimse varsa o bilebilir. Elbette mesele Allah’ın (cc) kelamı Kur’ân olunca, Kelam’ın sahibinin muradını en iyi bilen Resûlullah (sas) olacağı için ancak O’nun (sas) beyanları ile murad-ı ilahî anlaşılabilir.

Bu ifadeleri anlayabilmek için bir örnek vermek gerekirse, Adî b. Hâtim et-Tâî’nin(v. 67/686) (ra) şu hatırasını verebiliriz: “Boynumda altından bir haç olduğu halde Resûlullah’ın (sas) huzuruna vardım. Beni öyle görünce: “Buda ne oluyor Ey Adî! Çıkar at o boynundakini!” dedi. Bende hemen çıkarıp, attım. Daha sonra Resûlullah (sas) şu ayeti okudu: “(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.”[19]Bu ayeti duyunca Resûlullah’a (sas) dedim ki: “Ya Resûlullah! Biz ne rahiplerimizi nede Meryem oğlu İsa’yı kendimize rabler edinmiş değildik? Burada Allah’ın muradı nedir ki böyle bir ifade kullanmıştır?” Benim bu soruma karşılık Resûlullah dedi ki: “Evet, onlar ayette söylenenlere ibadet etmiyorlardı. Ancak onlar kendilerine bir şeyi helal kıldıkları zaman onu helal olarak kabul ediyorlardı. Haram kıldıkları zamanda onu haram olarak kabul ediyorlardı. Böyle yapmakla din adamlarını kendilerine rabler edinmiş oluyorlardı.”[20]

İşte bu örnek üzerindende anlaşılacağı gibi, murad-ı ilahîyi Hz. Peygamber (sas) bazen sorulan sorular üzerine bazen kendi duyduğu ihtiyaç üzerine muhataplarına açıklıyor, böylece o konuyu tâlim etmiş oluyordu.

4.2.Şekle ve sadece görünene takılıp da, işin iç yüzünü ve özünü ihmal edenlere hikmeti öğretmiştir.

Kur’ânî bir kavram olan hikmet, ilahî kelam içerisinde altısı Bakara sûresindeolmak üzere[21] tam 20 yerde geçmektedir.[22]Tabi burada bu 20 ayetin hepsine değinmemiz mümkün değildir. Özel olarak bizim şuan üzerinde durduğumuz mesele açısından baktığımızda Kur’ân daha önce de değindiğimiz üç ayette – ki bunlar Bakara 151; Âl-i İmrân 164; Cum’a 2- Kitab’ın yanında birde Hikmet’i müminlere öğretmek yani tâlim ettirmek gibi bir vazifesine Rabbimiz ayrıca değinmektedir.

Nedir hikmet? Çok geniş anlamları ve mesajları olan bu kavramın detaylı anlatımlarını kaynaklara havale ederek,[23] burada bir anlamına değineceğiz. Hikmet, ilim ve amelde sağlamlılıktır; bir başka deyişle sözde ve işte isabet etmektir. [24]

Bu hakikati unutmadan, burada cevap aramamız gereken soru şu olmalıdır: Allah Resulü’nün(sas) hikmet talimini nasıl anlamalıyız?

Bu konudada çok şey söylenebilir, ama üç temel noktada özetlersek şunları söyleyebiliriz:

a)      Efendimiz (sas) Kur’ân ile Rabbimizin mesajlarının lafzî anlamlarını, hikmet ile ise maksadını tâlim ettirmiştir.

b)      Efendimiz (sas) Kur’ânile Rabbimizin anlattıklarını, hikmet ile ise anlatmak istediklerini tâlim ettirmiştir.

c)      Efendimiz (sas)Kur’ân ile Rabbimizin istediklerini, hikmet ile ise istediklerinin nasıl olacağını, nasıl yaşanılacağını tâlim ettirmiştir. 

 

4.3.Nasıl kulluk edileceğini bilmeyenlere bu işin yöntem ve usulünü hayatı ile göstererek öğretmiştir.

Kulluk için yaratılan insana,[25] Hz. Peygamber (sas) mutahhar hayatı ile bu kulluğun nasıl yapılacağını en ince ayrıntılarına kadar göstermiş ve öğretmiştir. İtikattan amele, ibadetlerden ahlaka, sosyal hayattan ferdi hayata, kısacası hayatın tüm alanlarında Allah (cc) neyden razı olacaksa, hangi ameli kabul edecekse, neyden hoşnut olmayacaksa ve neyi kabul etmeyecekse hepsini ilk talebeleri olan sahâbeye öğretmiş, onlarda köprü ve kilit nesil olarak arkalarından gelenlere bu bilgileri miras olarak ulaştırmışlardır.

Hz. Peygamber (sas): “Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdestir.” [26]diyerek abdestin değerini beyan etmiş;“Temiz toprak, on sene boyunca su bulamasa bile, Müslüman’ın abdest suyu gibi olur.” [27]buyurarak, su olmadığı zamanlar ne yapılması gerektiğini göstermiştir.

“Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öylece kılın!” [28]diyerek, ümmetine namazın nasıl kılınacağını gösteren Efendimiz (sas); “Haccın menâsiklerini benden alınız!”[29]  beyanıyla İslam’ın beş temel şartından biri olan haccın nasıl yerine getirileceğini fiili olarak göstermiştir.

“Sahura kalkın. Çünkü sahurda bereket vardır.” [30] diyerek, İslam ümmetinin orucunun sahurlu olduğunu beyan ederken;“Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terketmeyeninyemeyi ve içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” [31]uyarısı ile kâmil orucun nasıl olacağını öğretmiştir.

Yine; “Zekât kişinin Müslümanlığının bir delildir.” [32] diyerek zekâtın din binasındaki yerini; “Üzerinden bir yıl geçmeyen mal zekâta tabi değildir.” [33] beyanıyla da meselenin nasıl uygulanacağı konusunda önümüzü aydınlatmıştır.

Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (sas) sadece burada örnek olarak verdiğimiz İslam’ın en temel şartlarında değil, hayatın tüm alanlarında kulluğun nasıl yapılacağını bizlere sözlü ve fiili olarak öğretmiştir.

 

4.4.Neye, ne kadar, nereye kadar değer verilmesi gerektiğini öğretmiştir.

Hz. Peygamber (sas) tâlim görevinin bir gereği olarak, ümmetine neye, ne kadar, nereye kadar değer verilmesi gerektiğini öğreterek, bir yönü ile müminin değerler sıralamasını inşa etmiştir. Malum olduğu üzere neye derken meselenin mahiyetini, ne kadar derken ölçüsünü, nereye kadar derken sınırını ortaya koymuş oluruz. Bu üç alan sadece teoriden değil, ancak pratikten yani birinin fiili rehberliği ve refakati ile doğru bir şekilde anlaşılabilir.

Herkes her şeye bir şekilde değerler yüklüyor, kıymet biçiyor. Aslında burada en önemli olan husus bir şeye Allah’ın (cc) ne kadar değer biçtiğidir. Peki, biz Allah’ın (cc) biçtiği bu değerin ne olduğunu nereden öğreneceğiz? Elbette ki teorik olarak Kur’ân’dan, nasıl hayata aktarılacağını ise Efendimiz’in(sas) hayatından öğreneceğiz. Çünkü o hayat Allah’ın (cc) gözetimindeki bir hayattır, o hayat Allah’ın (cc) baktığı yerden meselelere bakan bir hayattır, o hayat Allah’ın (cc) değer verdiği kadar varlığa değer veren bir hayattır.

Bu konuda bir örnek vermek gerekirse modern zamanlarda yaşayan biz Müslümanların her gün biraz daha yıprattığı ve çoğu zamanlar ise tamamen kopardığı akrabalık bağlarının tesisi ve muhafazası konusunda Hz. Peygamber’in (sas) söz ve uygulamalarını verebiliriz. Efendimiz (sas) bir ömür boyu sıla-ı rahmin ehemmiyet ve değerinden bahsetmiş, Allah’ın (cc) bu konuda kulundan beklediklerini en ince ayrıntılarına kadar beyan etmiş, kendisi de bunun ortaya konması noktasında en güzel örnek olmuştur.

Bir hadislerinde Hz. Peygamber (sas): “Akraba ile ilişkisini kesen, cennete giremez.”[34] derken, bir başka hadislerinde ise:“Sevabı dünyada iken verilecek iyilik, başkalarının dertleri ile ilgilenmek ve akraba ile bağları korumaktır. Cezası dünyada iken verilecek kötülük ise haddi aşarak azgınlık yapmak ve akraba ile ilişkileri kesmektir.”[35] buyurmaktadır. Bu beyan ve uygulamaları ise sıla-ı rahmin müminin dünyasında olması gereken yeri göstermiş, böylece değerler sistemini Allah’ın (cc) razı olacağı şekilde tesis etmiştir. Bundan dolayı Efendimiz (sas) bize ne öğretmiştir soruna verilecek cevaplardan birisi; “Neye, ne kadar, nereye kadar değer verilmesi gerektiğini öğretmiştir!” olmalıdır.

4.5.Kurulması ve devam ettirilmesi en zor olan dünya ve ahiret dengesinin nasıl olması gerektiğini öğretmiştir.

Dünya-ahiret dengesinin tesisi gerçekten çok zor bir haldir. Zor olduğu için bu işin dengesinin kurulması, peygamberlerin gönderiliş gayelerinden bir tanesi olmuştur. Bilindiği üzere peygamberlerin gönderiliş gayelerini beş kavramda özetlemek mümkündür. Bunlar:

1- Kulluk

2- Tebliğ

3- Güzel Örnek

4- Dünya-Ahiret dengesini kurmak ve göstermek

5- İtiraz kapılarını kapatmak

Bu beş temel gayeden bir tanesi görüldüğü gibi dünya-ahiret dengesinin tesisidir. Hatırlanacağı üzere Kur’ân-ı Hâkim, dünya-ahiret dengesini tesis etme ve bir yönü ile değerler sıralamasını belirleme için iki sınıf insandan bahseder. Bu iki sınıf insandan ilki, dünyayı ahiretin önüne alan ve her daim dünya öncelikli yaşayandır. Onun duası şöyledir: “…Ey Rabbimiz! ‘Bize dünyada iyilik ver’ derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.”[36]

Bu ayetin arkasında gelen ayet, ikinci sınıf insandan bahseder ve olması gerekenin böyle olduğunu ifade eder: “Onlardan bir kısmı da: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!’ derler.”[37]Bu hakikatten sonra dünya-ahiret iyiliğini isteyen, ama ahiret öncelikli yaşayan insanın ne kazanacağından da şöyle bahseder: “İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.”[38]

Şimdi bu ayetlerde ortaya konan dünya-ahiret dengesine dair Hz. Peygamber (sas) hayatı boyunca defaatle beyanlarda bulunmuş ve fiili rehberlikler yapmıştır. Sahâbeden bazıları okudukları Kur’ân ayetlerinden etkilenip dünyadan el-etek çektiklerinde onları uyarmış; “Ben sizin için güzel bir örnek değil miyim?” [39]diyerek onları itidal çizgisine çağırmış, bazen bu çizgiyi dünya tarafına çekip, ahireti ihmal edenlere: “Dünyada garip bir yolcu gibi ol!” [40] uyarısında bulunmuştur. İşte bundan dolayı diyoruz ki, Hz. Peygamber (sas) tâlim görevinin bir gereği olarak kurulması ve devam ettirilmesi en zor olan dünya ve ahiret dengesinin nasıl olması gerektiğini öğretmiştir.

5.      Allah Resulü (sas) Tâlim Görevini Nasıl Yapmış, Nasıl Uygulamıştır?

            Tâlim meselenin mahiyetine dair bazı noktalara değindik. Meselenin nasıllığına gelince, bu alan işin yöntem ve usûlüdür. Bu konu oldukça önemlidir. Aslında işin nasıllığını konuşmak bir yönü ile ‘Allah Resulü’nün (sas) Eğitim ve Öğretim Metodu’ konusunu konuşmaktır. Çok geniş bir mevzu olduğu için biz meseleyi beş kavram üzerinden özetlemeye çalışacağız. Bu beş kavram şunlardır:

1.      Tatbik

2.      Tedric

3.      Ta’dîl

4.      Tashih

5.      Taltif

Birer birer bu kavramları ele alalım ve detaya girmeden bazı örneklerle konuyu anlamaya çalışalım.

5.1.Tatbik

Tatbik, fiili olarak göstermek, uygulama ile öğretmek, istediklerini muhataba yansıtmaktır. Allah Resûlü(sas) öğretmek istediği şeyleri, yani tâlime konu olan meseleleri bizzat yaşayarak hayatı ile göstererek öğretmiştir. Hz. Peygamber (sas) böyle yaparak hem meselenin karşı tarafta daha iyi anlaşılmasını sağlamış hem de sonradan ortaya çıkması muhtemel olan ihtilafların çözüm yollarına işaret etmiştir.

Hz. Peygamber’in (sas) tatbik sahasında ortaya koyduğu örnekler oldukça fazladır. Biz burada sadece iki örnek vermek istiyoruz. Bu örneklerden ilki abdestin nasıl alınacağı yönündeki rivayettir. Malumunuz, Kur’ân-ı Kerim abdestin nasıl alınacağına dair açık bir beyanda bulunur. [41] Ancak bu ayete rağmen, sahâbe yine de Hz. Peygamber’in (sas) rehberiyetine ihtiyaç duyarlardı. Böyle bir örneği Amr b. Şuayb dedesinden nakleder. Der ki: “Adamın biri geldi ve: ‘Ya Resûlullah! Abdest nasıl alınır?’ diye sordu. Efendimiz (sas) ona abdestin nasıl alınacağını anlatabilirdi, ama anlatmadı. Bir kap su istedi; kollarını yukarıya doğru sıvazladı ve ‘beni izle’ diyerek, güzelce bir abdest aldı. Bitirince o adama döndü ve dedi ki: “İşte abdest böyle alınır. Bundan eksik yada fazla yaparsan yanlış yapmış olursun.”[42] Hz. Peygamber’in (sas) abdest konusundaki bu tatbikinden hem orada hazır bulunan sahâbîler hemde soru sahibi olan sahâbi oldukça istifade etmiştir. Fiili uygulama akıllarda daha iyi yer tuttuğu için, Efendimiz (sas) özellikle bu yöntemi tercih etmiştir.

İkinci örneğimize gelince; bu örneğimizi, namaz vakitleri konusundan vereceğiz. Süleyman b. Bürde babasından naklettiğine göre, adamın biri Hz. Peygamber’e (sas) geldi ve beş vakit namazın zamanlarını sordu. Allah Resulü (sas) o zata vakitleri tek tek anlatabilirdi, ama öyle yapmadı; Cebrail’den öğrendiği gibi yapmak istedi. Adama dedi ki: “İki gününü bizim yanımızda geçir, namaz vakitlerini iyice öğrenirsin.” Adam da “tamam” dedi. Efendimiz (sas) ilk gün beş vakit namazı ilk vakitlerinde kıldırdı. İkinci gün beş vakit namazı en son vakitlerinde kıldırdı. İkinci gün yatsı namazını son vaktinde kıldırınca Efendimiz (sas) cemaatine döndü ve dedi ki: “Namaz vakitlerini öğrenmek isteyen şahıs burada mı?” O şahıs hemen öne atıldı: “Evet Ya Resûlullah! Buradayım” dedi. Efendimiz (sas) o şahsa dedi ki: “İşte namaz vakitleri gördüğün vakitlerdir; namaz bu vakitler arasından kılınır?” Adam büyük bir memnuniyet içerisinde: “Anladım Ya Resûlullah!” dedi. [43]

İşte verdiğimiz bu iki örnek ve burada aktaramadığımız yüzlerce örnek bize Efendimiz’in (sas) tâlim görevini bizzat tatbik ederek nasıl uyguladığına dair bazı ipuçları vermektedir.

5.2.Tedric

Efendimiz’in(sas) tâlim görevini yerine getirirken uyguladığı yöntemin ikincisi tedriçtir. Tedricilik; Kur’ân’ın Allah Resulü’ne(sas) öğrettiği çok önemli bir usûldür. Efendimiz (sas) bunu Kur’ân’dan çok iyi öğrendiği için, O da muhataplarına bazı şeyleri tâlim ederken bu yöntemden istifade etmiştir. Tedriciliğin ne kadar önemli olduğuna dair Tercümânü’l-Kur’ân olan İbn Abbas’ın Âl-i İmrânsûresi79. ayet bağlamında söylediği bir sözü burada aktarmamız yerinde olacaktır. O ayette Rabbimiz şöyle buyurur: “Öğretmekte ve okuyup, okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbaniler olunuz.” [44]

Ayette geçen Rabbani âlimler ifadesini İbn Abbas şöyle açıklar: “Rabbani âlim, insanlara büyük ilimlerden önce, küçük ilimleri öğreten kimsedir.”[45]Bu ifadeyi şöyle de anlamak mümkündür: İnsanlara akılları ölçüsünde konuşmak, tartabilecekleri seviyeyi gözetmek, algılayabilecekleri meseleleri sunmaktır.

Bu konuda Efendimiz (sas) çok hassastı. Karşısındaki muhatabın duruşu anında O’nun (sas) söylemine yansır ve asla Efendimiz (sas) muhataplarını zor durumda bırakmazdı. Bu konuda Efendimiz’in(sas) hayatında üçlü bir sistem görürüz:

       1- Meseleleri basitten zora doğru anlatırdı. Önce basit olanları söyler, muhataplarının algılarının açılmasını ister, sonra yavaş yavaş meseleleri zorlaştırırdı.

       2- Efendimiz (sas) ön bilgiden gayeye doğru yürürdü. Önce anlatmak istediği şeye bir zemin hazırlar, kısa bir şekilde ne anlatacağına dair bir ön bilgi verir, daha sonra asıl gayesini ikrar ederdi.

       3- Müşahhastan mücerrede doğru hareket ederdi. İşin başında muhataplarının hissedeceği, göreceği, söylenince algılayabileceği meselelerle başlar, sonra yavaş yavaş bir irtifa kaydederek, işi mücerretleştirirdi; yani somuttan soyuta doğru yürürdü.

        Bunları nasıl yaptığına dair Allah Resûlü’nün(sas) bereketli hayatındabirçok örnek bulmak mümkündür. Bu konudada iki örnek aktaralım:

        Allah Resûlü’nün (sas) mübarek ellerinde yetişen genç sahâbîlerden biri de Cündeb b. Abdullah’tır. Bu güzel sahâbî der ki:“Biz Resûlullah’ın (sas) yanında yetişen bir grup gençtik. Çoğumuz O’nun yanında ergenliğe ulaştı. Biz O’ndan Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Önce imanı öğrendik daha sonra Kur’ân’ı öğrendik de onun sayesinde imanımız arttı.”[46]Sadece bu söz bile Hz. Peygamber’in (sas) tâlim vazifesini yerine getirirken bunu nasıl tedric üzerine yaptığını anlamak için yeterlidir.

        Abdullah b. Ömer (ra) ise bu durumu şöyle bizlere aktarır: "Uzun bir ömür sürdüm; bizden birine Kur’ân'dan önce iman nasip olurdu, yani öğretilirdi. Herhangi bir sûrenâzil olunca, sizin Kur’ân'ı öğrendiğiniz gibi o sûredeki helal ve haramları, bilinmesi gereken hususları öğrenirdi. Sonra insanlar gördüm; onlardan birine imandan önce Kur’ân veriliyor, o da Fâtiha'dan sonuna kadar onu okuyor, fakat ne emrettiğini, neleri yasakladığını ve nelerin bellenmesi gerektiğini bilmiyor. Âdi hurmayı saçar gibi onu etrafa saçıyor." [47]

        Allah Resûlü’nün (sas) tedric konusunda nasıl adımlar attığını öğrenmek için ikinci örneğimizi, Hücre-i Saadet’in gözde isimlerinden Hz. Aişe annemizin şu tespiti üzerinden verelim. Hz. Aile validemiz der ki: “…Kur’ân’dan ilk nazil olanlar, cennet ve cehennemin anlatıldığı mufassal sûrelerdir. Sonrasında insanlar İslâm’da toplandıkları zaman helal ve haram konularını içeren sûreler inmiştir. Eğer başlangıçta ‘içki içmeyin’ şeklinde vahiyinseydi, ‘biz asla içki içmeyi terk etmeyiz’; ‘zina etmeyin’ şeklinde vahiy inseydi ‘biz asla zinayı terk etmeyiz’ derlerdi. Buda İslam’ı kabul etmelerini zorlaştırırdı.”[48]

        Hz. Aişe annemizin Kur’ân’ıntedric metodu konusunda söylediği bu söz, Hz. Peygamber’in (sas) tâlim vazifesinde tedriciliği nasıl gözettiğini anlamamız bakımından bize bir ufuk vermelidir.

5.3.Ta’dîl

Ta’dîl; düzeltme, denkleştirme, doğrultma, düzgünleştirme, aşırılıklardan arındırarak itidal üzere kılmaktır. Özellikle biz bu bahiste itidal üzerinde duracağız. Malum olduğu üzere Hz. Peygamber (sas) itidali “Peygamberliğin yirmidört cüzünden bir cüz”olarak tarif ediyordu. [49]

Yine başka bir hadisinde itidal meselesine şöyle değiniyordu: “Din kolaylıktır. Dinde kim kendini zora sokar ise (mükemmel ve kusursuz olsun derken onun) altında kalır (ezilir ve büsbütün ibadetten kesilir). O hâlde itidalli davranın, orta yolu izleyin ve ümitvar olun. Günün sabahı, akşamı, biraz da gecesiyle destek ve yardım isteyin!”[50]

Vasat ümmet[51] olmanın bir gereği olan itidal, hayatın her alanında müminin en temel esası olması gerektiği gibi tâlim meselesinde de mutedil olmak gerekir. Hz. Peygamber (sas) bu konuda hayatı ile yine bize birçok örnek göstermiştir. Biz bu örneklerin üzerinden şöyle bir tespit yapabiliriz: Efendimiz (sas) asla muhataplarını usandırmaz, onların hallerini dikkate alır, nerede söz ve amel fayda verecekse orada söz söyler, ne hitabı ne muhatabı nede hatibi zayi edecek hallere kapı açmazdı.

Bu tespiti anlayacağımız bir örnek vermek gerekirse Hz. Peygamber’in (sas) terbiyesinde yetişen Zeyd b. Sâbit’in (ra) şu sözünü verebiliriz: “Bazen biz arkadaşlarımızla oturur, bir şeyler konuşurduk. Resûlullah (sas) bizim yanımıza gelince, biz sözlerimizi değiştirmek isterdik. Ama O (sas) buna müsaade etmez, bizi tekrar konuştuklarımıza döndürür, sonra O da bize katılır, bizimle aynı meseleleri konuşurdu.”[52]

Hz. Peygamber’in (sas) bu tavrı, gençleri bıktırmamak, onları yanında rahat edecekleri bir hale vardırmak, muhabbet düzleminde hayattan kopuk bir iletişimin oluşmasına engel olmaktı. Resûlullah’ın (sas) bu tavrını çok iyi anlayan İbn Abbas (ra) bazen talebelerine ders okuturken arada:“Haydi iştahımızı açın!” derdi. Talebeler hocalarının bu talebinin ne anlama geldiğini anlamayıp sorduklarında o büyük Kur’ân müfessiri:“Latife yapın, şiir okuyun, muhakkak ki ruh da beden gibi usanabilir, yorulabilir. Bundan dolayı bazen ruhlarınızı dinlendirin.” derdi. [53]

5.4.Tashih

Tashih; yapılan yanlışı düzeltme, giderme, o yanlışın yerine doğrusunu koyma, doğrusunu göstermektir. Efendimiz’in(sas) bu yönde de birçok uygulamasını biliyoruz. Yanındaki muhatapları insandılar; doğal olarak yanlış ve hatalı işler yapabilmekteydiler. Efendimiz (sas) detâlim görevinin bir gereği o hatalı işleri tashih ediyor, düzeltiyordu.

Bu bahsin anlaşılması için birkaç örnek verelim. Meşhur olmuş bir rivayette, Hz. Peygamber’in (sas) mescide bevledensahâbîye karşı tavrını hatırlayalım. Bir gün Allah Resûlü (sas) sahâbe ile birlikte mescitte oturuyorlardı. Bir bedevi içeriye girdi; ihtimal Efendimiz’e(sas) bir şeyler sorup öğrenecekti. Bir müddet bekledikten sonra küçük abdestini bozmak için mescidin bir tarafına doğru gitti ve orada abdest bozdu. Oradakiler, ‘Dur, yapma!’ diye müdahale etmek istediler. Allah Resûlü: “Adamı rahat bırakın, adam işini bitirsin!” buyurdu. Sonra dedi ki: “Gidin bir kova su getirip idrarın üzerine dökün ve orayı temizleyin.” denilen yapıldı. Efendimiz (sas) olaya şahit olan sahâbeye dedi ki: “Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil!” Daha sonra Efendimiz (sas) o bedeviyi yanına çağırdı ve ona yaptığının yanlış olduğunu merhamet dolu bir üslup ile anlattı. Ona dedi ki:“Ey Falan! Mescitler Allah’ın evleridir. Burada Allah zikredilir, namaz kılınır, buraya bevl edilmez.” O bedevi bu nasihati aldıktan sonra gidip abdestini alıp geldi. Namaz kıldıktan sonra dua için ellerini kaldırdığında şöyle dua etti: “Allah’ım! Sadece bana ve Muhammed’e merhamet et! İkimizden başka kimseye merhamet etme!” Resûlullah (sas) bedevinin bu duasını duyunca tebessüm etti ve dedi ki: “Ey Falan! Allah’ın geniş olan rahmetini daralttın.” [54] Sadece bu örnek bile Hz. Peygamber’in (sas) yanlışları nasıl tashih ettiğini anlamamız açısından yeterlidir.

Bu konuda başka bir örnek olarak Muâviye b. Hakem’in (ra) kendi başından geçen şu hadiseyi verebiliriz: “Bir gün Efendimiz (sas) ile birlikte namaz kılıyorduk. Cemaatten biri hapşırdı, bende namazın içerisinde adama: “Yerhemükellah” dedim. Namaz bitti, birden herkes bana dönüp dik dik bakmaya başladılar. Bende niye bana öyle bakıyorsunuz diye kendimi savundum. O anda arkadaşlarımızla biraz aramız gerginleşti. O halimizi Efendimiz (sas) gördü ve bana hitaben dedi ki: “Ey Muâviye! Bu ibadetimiz namazdır. Namazda dünya kelamı edilmez. Çünkü namaz tesbih, tekbir ve kıraattir.” dedi. Böylece Resûlullah (sas), bir yanlışımı düzeltmiş oldu.” [55]

Son örneği Abdullah b. İkrâş’ın (ra) babasından naklettiği şu rivayet üzerinden inceleyelim: “Kavmim Mürre bin Abîd oğulları benimle mallarının sadakasını Resûlullah’a (sas) göndermişlerdi. Medine'ye gelince Resûlullah’ımuhacir ve ensârın arasında oturmuş olarak buldum. Bir müddet sonra Resûlullah (sas) elimden tutup beni ÜmmüSeleme’ninevine götürdü. Eve varınca: "Yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Bize, içerisinde bolca serid (yağa bandırılmış ekmek)ve et parçaları olan bir tepsi getirildi. Ondan yemek için yanaştık. Ben elimle kabın her tarafını yokladım; tepsinin her tarafından yemeye başladım. Resûlullah(sas) ise önünden yedi. Bir ara sol eliyle sağ elimden tuttu ve: "Ey İkrâş! Önünden ye! Çünkü yemeğin her tarafı aynıdır.” buyurdu. Çok utandım ve önümden yemeye başladım. Yemeğin arkasından içerisinde taze ve kuru çeşitli hurmalar bulunan bir tabak getirildi. Bu sefer önümden yemeye başladım. Resûlullah’ın(sas) eli ise, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Biraz sonra bana dedi ki: "Ey İkrâş! Dilediğin yerden ye! Çünkü tabağın içendekilerin hepsi aynı çeşit değildir." Bende tabağın her tarafından yemeye başladım.” [56]

Bu örnekler üzerinde Hz. Peygamber’in (sas) tâlim görevinin yerine getirilmesinde tashih alanını nasıl kullandığını görüyoruz. Özellikle bütün eğitimcilere örnek olabilecek bu nebevî adımlar, bugünün dünyasınada çok şey söylemektedir.

5.5.Taltif

Taltifi lütfetme, gönül alma, mükâfatlandırma demektir. Biz burada taltif başlığı altında Efendimiz’in(sas) muhataplarına değer vermesini, ihsan ve ikramda bulunmasını, muhataplarına sevgi ve şefkatle yaklaşmasını kastediyoruz. Gerçekten ideal bir eğitim modelinin en önemli ayağı sevgi ve şefkattir. Biz bunu Efendimiz’in(sas) hayatında inanılmaz bir boyutta görüyoruz.

Efendimiz’in(sas) taltif bahsinin anlaşılması için iki örnek verelim. İlk örneğimiz Enes b. Mâlik’tendir. Yıllarca Efendimiz’in(sas) hizmetinde olan Hz. Enes (ra) Resûlullah’ı (sas) çok iyi tanıyan biri olarak bize şöyle anlatır: “Resûlullah biri ile yolda karşılaştığında hemen onun yanına gider onunla konuşurdu. O şahıs Resûlullah’danayrılmadıkça Allah Resulü ondan ayrılmazdı. O yüzünü çevirip gitmedikçe Resûlullah ona arkasını dönmezdi. Musafaha yaptıklarında karşı taraf elini çekmedikçe Resûlullah elini çekmezdi. Bir yerde oturdukları zaman Resûlullah da onlar gibi oturur; onların önüne dizlerini bile geçirmezdi.”[57] Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bütün bunlar Resûlullah’ın (sas) karşısındaki insana verdiği değerden dolayı yaptıklarıydı.

İkinci örneğimizi bize EbûHureyre(ra) nakleder. Der ki: “Bir gün gusül almam gereken bir hal olmuştu. Ben gusül almaya giderken birden Resûlullah önüme çıktı. Bende o halde O’nunla karşılaşmamak için hemen yolumu değiştirdim, kaçıp gittim. Sonra guslümü aldım ve huzur-u nebiye geldim. Resûlullah niçin kaçtığımı sordu. Ben: “Ya Resûlullah! Necistim, o halde sizinle görüşmek istemedim” dedim. Resûlullah: “Sübhanallah Ey EbûHureyre! Hiç Müslüman necis olur mu?” dedi.[58]Resûlullah (sas) bu sözü ile bir mümin cünüp bile olsa değerlidir demek istiyor; müminin o halinin bile taltife mazhar olduğunu beyan ediyordu.

 

6.      Sonuç

Allah Resûlü’nün (sas) tâlim vazifesinin muhtevası ve usûlü konusuna burada kısaca değinmeye çalıştık. Esasen Hz. Peygamber’in (sas) tüm yaşamı vahiy eksenli olması hasebiyle tâlim meselesinin hem teorik kısmı hem de pratik/uygulamaya yönelik örnekliği, Kur’ân’da ve sünette  yeterli derecede mevcuttur. Bu örnekliğin güncel hayata aktarımı hususunda ciddi çalışmalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu da aşikardır. Araştırmaların neticesinde Hz. Peygamber’in (sas) ve ashâbın hayatlarına dair bilgilerin netleşmeye başlaması, bizlere tâlim meselesinin anlaşılması noktasında önemli bilgiler aktaracaktır. Söz konusu bu verilerin işlenmesi neticesinde çağımızda yaşadığımız pek çok buhran nebevî tâlimmetedolojisi ile çözüme kavuşacaktır...

 

KAYNAKÇA

Abdülbaki, Muhammed Fuad, el-Mu’cemü’l-müfehres li elfâzi’l-Kur’ân-ı Kerim, Darü’l- Hadis,Kahire 1417/1996.

Ahmedb.Hanbelel-Müsned, el-Mektebetü’l-İslami,Beyrut 1413/1993.

Buhârî, Muhammed b. İsmail, Ebû Abdullah,  Sahih el-Buhârî, Müessesetü'r-Risale,Dımaşk 1436/2015.

Beyhakî,Ahmed b.el-Hüseyn b.Ali b.Musa, Delâilü-n-nübüvve, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye,Beyrut 1405/985.

Dârimî,Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b.Fazl, es-Sünen, Darü’l-Hadis, Kahire 1420/2000.

EbûDâvûd, Süleyman b.Eş’as b.İshak el-Ezdi, es-Sicistani, es-Sünen EbîDâvûd, Müessesetü'r-Risale,Dımaşk, Suriye,1434/2013.

Ebû’ş-Şeyh, Hafız Ebî Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ca’fer b. Hayyan el-İsbahanî, Ahlaku’n-nebi ve âdabuhu,Darü’l-Kütübi’l-Arabiyye, Beyrut 1428/2007.

Elmalılı,M.Hamdi Yazır,  Hak Dini Kur’ân Dili, (Sad.: İsmail Karaçam, Emin Işık, NusreddinBolelli, Abdullah Yücel), Azim Dağıtım, İstanbul1992.

Heysemî, Ebü'l-HasenNûrüddînAlî b. EbîBekr b. Süleymân,  el-Mecmâu’z-zevaîd ve menbau’l-fevâid, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, Lübnan,1409/1989.

İbnFâris, Ebû'l-Hüseyin AhmedFâris b. Zekeriyyâ, Mu’cemü’l-mekâyisufi’l-lüğa, ’Darü’l- Fikr, Beyrut 1415/1994.

İbnMace,Muhammed b.Yezid el-Kazvini, es-Sünen, Müessesetü'r-Risale,Dımaşk2013-1434.

İbnKuteybe,Ebû Muhammed Abdullah b.Müslim b.Kuteybe el-Dineveri, Garîbü'l-hadis Matbaatü’l-Ani,Bağdad1397/1976.

el-İsfahânî,Râgıb, Müfredâtüelfazi’l-Kur’ân, Darü’l-Kalem, Dımaşk 1423/2002.

Müslimb.el-Haccac, Ebü'l-Hüseyn, Müslim el-Kuşeyrî, Câmi’u’s-sahih, Müessesetü'r-Risale,Dımaşk1435/2014.

Nesaî,Ebû Abdurrahman, Ahmed b.Şuayb,Sünen en-Nesaî,Müessesetü'r-Risale,Dımaşk 1435/2014.

Nevevî, EbûZekeriyya Yahya İbnŞerafeddin, Şerhusahihî Müslim, Darü’l-Ma’rife,  Beyrut, 1417/1999.

Kurtubî,Muhammed b.Ahmed b.Ebîbekr b.Ferah, el-Câmi’u li ahkâmi’l-Kur’ân,Darü’ş-Şab,Kahire 1372/1952.

Tirmizî,Muhammed b. İsa b. Ebî İsa, el-Camiu’s-sahih (Sünenü’t-Tirmizî),Müessesetü'r-Risale,Dımaşk1434/2013.

 

 

 

 

 

 

 


[1] Bakara 2/151.

[2]Abdülbaki, Muhammed Fuad, el-Mu’cemü’l-müfehres li elfâzi’l-Kur’ân-ı Kerim, Darü’l-Hadis, Kahire 1417/1996, s. 576-591.

[3]İbnFâris, Ebû'l-Hüseyin AhmedFâris b. Zekeriyyâ, Mu’cemü’l-mekâyisufi’l-lüğa, Darü’l-Fikr, Beyrut 1415/1994, s. 689.

[4]el-İsfahânî, Râgıb, Müfredâtüelfazi’l-Kur’ân, Darü’l-Kalem, Dımaşk 1423/2002, s. 580.

[5]İbnMace, Muhammed b.Yezid el-Kazvini, es-Sünen,  Müessesetü'r-Risale, Dımaşk1434/2013, “Mukaddime”,17; Dârimî, Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b. Fazl, es-Sünen, Darü’l-Hadis, Kahire 1420/2000, “Mukaddime”,32.

[6]Müslim b. el-Haccac, Ebü'l-Hüseyn, Müslim el-Kuşeyrî, Câmi’u’s-sahih, Müessesetü'r-Risale, Dımaşk1435/2014, “Talâk”, 29.

[7]İbnMâce, “Mukaddime”, 17; Dârimî, “Mukaddime”, 32.

[8]Müslim, “Mesâcid”, 33.

[9]Müslim, “Fedâilü’s-sahâbe”,13; Beyhakî, Ahmed b. el-Hüseyn b. Ali b. Musa, Delâilü-n-nübüvve, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1405/985, I, 412.

[10]Müslim, “Cum’a”, 60; Nevevî, EbûZekeriyya Yahya İbnŞerafeddin, Şerhusahihî Müslim, Darü’l-Ma’rife,  Beyrut,  1417/1999, VI, 403.

[11]Şûrâ 42/52.

[12]A'raf 7/157, 158; Cuma 62/2.

[13]Ankebût 29/48.

[14] Nisâ 4/113.

[15]Necm 53/1-6.

[16] Bakara 2/129.

[17] Bakara 2/151.

[18]Âl-i İmrân 3/164.

[19]Tevbe 9/31.

[20]Tirmizî, Muhammed b. İsa b. Ebî İsa, el-Camiu’s-sahih (Sünenü’t-Tirmizî),Müessesetü'r-Risale, Dımaşk 1434/2013,“Tefsir”,10; Kurtubî, Muhammed b. Ahmed b. Ebîbekr b. Ferah, el-Câmi’u li ahkâmi’l-Kur’ân,Darü’ş-Şab, Kahire 1372/1952, VIII, 198.

[21] Bakara 2/129, 151, 231, 251, 269, 269.

[22] Abdülbaki, el-Mu’cemü’l-Müfehres, s. 262.

[23] Bkz. Elmalılı, M. Hamdi Yazır,  Hak Dini Kur’ân Dili, (Sad.: İsmail Karaçam, Emin Işık, NusreddinBolelli, Abdullah Yücel), Azim Dağıtım, İstanbul 1992, II, 204-220.

[24] Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, I, 409.

[25]“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”Zârîyat 51/56.

[26]Tirmizî, “Tahâret”1.

[27]Nesaî, Ebû Abdurrahman, Ahmed b. Şuayb, Sünen en-Nesaî,Müessesetü'r-Risale, Dımaşk1435/2014, “Tahâret”203.

[28]Buhârî, Muhammed b. İsmail, Ebû Abdullah,  Sahih el-Buhârî, Müessesetü'r-Risale,  Dımaşk 1436/2015, “Ezân”, 18.

[29] Müslim, “Hac”, 51.

[30] Müslim, “Sıyâm”45.

[31]Buhârî, “Savm”8.

[32]İbnMâce, “Tahâret”5.

[33]İbnMâce, “Zekât”5.

[34]Buhârî, “Edeb”, 11; Müslim, “Birr”, 19.

[35]İbnMâce, “Zühd”, 23; EbûDâvûd, Süleyman b. Eş’as b. İshak el-Ezdi, es-Sicistani, es-Sünen EbîDâvûd, Müessesetü'r-Risale, Dımaşk 1434/2013, “Edeb”,43.

[36] Bakara 2/200.

[37] Bakara 2/20.

[38] Bakara 2/202.

[39]Ahmedb.Hanbel, el-Müsned, el-Mektebetü’l-İslami, Beyrut 1413/1993, VI, 226.

[40]Tirmizî, “Zühd”, 25.

[41]“Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın…”Mâide 5/6.

[42]EbûDâvûd, “Tahâret”52.

[43] Müslim, “Mesâcid”176.

[44]Âl-i İmran 3/79.

[45]Buhârî, “İlim”10.

[46]İbnMâce, “Mukaddime”, 9.

[47]Heysemî, Ebü'l-HasenNûrüddînAlî b. EbîBekr b. Süleymân,  el-Mecmâu’z-zevaîd ve menbau’l-fevâid, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye,  Lübnan, 1409/1989, I, 165.

[48]Buhârî, “Fedâilu'l-Kur'ân”, 6.

[49]EbûDâvûd, “Edeb”2.

[50]Buhârî, “İmân”, 29.

[51]“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi vasat bir millet kıldık…”Bakara 2/143.

[52]Ebû’ş-Şeyh,Hafız Ebî Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ca’fer b. Hayyan el-İsbahanî, Ahlaku’n-nebi ve âdabuhu,Darü’l-Kütübi’l-Arabiyye, Beyrut 1428/2007, s.12.

[53]İbnKuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe el-Dineveri, Garîbü'l-hadis, Matbaatü’l-Ani, Bağdad 1397/1976, III, 6.

[54]Buhârî, “Vudû”, 57; Müslim, “Tahâret”, 98; EbûDâvûd, “Tahâret”, 136.

[55] Müslim, “Mesâcid”, 33.

[56]İbnMâce, “Et’ime”, 11; Tirmizî, “Et’ime”, 41.

[57]İbnMâce, “Edeb”, 21.

[58]Buhârî, Gusl, 23; Müslim, Hayz, 115


Muhammed Emin YILDIRIM