Siyer - Tefsir İlişkisi

Siyer - Tefsir İlişkisi

Siyer, sözlükte “davranış, tavır, hal, gidişat, yol, âdet, bir kimsenin ahlakı, seciyesi ve hayat hikâyesi” gibi anlamlara gelen sîret kelimesinin çoğuludur. Genel manada sîret/siyer, Hz. Peygamber’in doğumundan vefatına kadar hayatını, şahsiyetini, fiziki ve ahlaki özelliklerini (şemâil), tebliğ faaliyetlerini, siyasi ve askeri mücadelelerini, gazve ve seriyyelerini (megâzî ) konu edinen bilim dalını ve bu dalda yazılan eserleri ve bölümleri ifade eden hususi bir terimdir.[1]

Tefsir ise “açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gidermek” demektir. Umumiyetle tefsir, İslamî ilimlerin yanı sıra diğer bilimlerden de yararlanarak Kur’an ayetlerini açıklamayı ve yorumlamayı ifade eden bir terimdir. Tefsiri, “Kur’an ayetlerini yorumlama ilmi ve bu alandaki eserlerin ortak adı” şeklinde tarif etmek de mümkündür.[2]

Hz. Peygamber’in vefatını müteakiben sahabe, bir yandan Kur’an’ın daha iyi anlaşılabilmesi için tefsir ve Arap tarihi ve edebiyatı çalışmalarına; diğer yandan da Hz. Peygamber’in daha iyi tanınması ve bilinmesi için hadis ve siyer-megâzî konularında tedvin faaliyetlerine başlamışlardır.[3] Bu nedenle Resûlullah’ın hayatının, başta siyer/sîret kitapları olmak üzere tefsir, tarih, hadis, tabakât (biyografi), ensâb, lugat ve edebiyat, bölge ve şehir tarihi (coğrafya), harac ve emvâl (iktisat) gibi çok çeşitli literatürlerde de işlendiğini görmekteyiz. Hz. Peygamber’in hayatına dair rivayetler, siyer ve megâzî eserlerinin yanı sıra Kur’an’ı anlamaya yönelik telif edilen tefsirlerde de büyük bir yer kaplamaktadır. Tefsirlerde gerek sebeb-i nüzûl bağlamında gerekse ayetleri açıklayıcı malumat olarak siyer rivayetlerine bolca yer verilmektedir. Hatta tefsir kaynaklarında, ortak veya farklı lafız ve içerik ile başka tariklerden gelen rivayetlerin yanında siyer literatüründe bulunmayan bazı rivayetler de aktarılmaktadır. Siyer-tefsir münasebeti, bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.

Siyer-tefsir münasebetinin esasını, hiç şüphesiz, muhataplarının talep ve gereksinimlerine cevaben yirmi üç yıllık süre zarfında peyderpey indirilen Kur’an oluşturmaktadır. Bu sebeple siyerin tefsirle olan irtibatına geçmeden önce kısaca siyerin Kur’an’la ilişkisine[4] değinmek istiyoruz.

Kur’an, Hz. Peygamber’i tanıyacağımız birincil ve en sahih kaynaktır. Vahyin ilk muhatabı ve mübelliği olması hasebiyle Hz. Peygamber’in hayatı, Kur’an’ın muhtevasında önemli bir hacim tutmaktadır.[5] Ancak Resûlullah’ın hayatı, siyer kaynaklarında bütün tafsilatıyla yer almasına rağmen bu tafsilatı siyerde olduğu kadar Kur’an’da görmek mümkün değildir. Kur’an’daki siyer verileri, Kur’an’ın yapısı/karakteri icabı teferruat ve ayrıntılardan uzak olup muhtasar bir halde zikredilmiştir. Bu tarih anlatıları içerisinde birkaç istisnası olmakla birlikte kişi/şahıs, yer/mekân ve zaman/tarih unsurları da belirtilmemiştir. Allah Resûlü’nün başından geçen bazı önemli olaylar ve yaptığı bazı savaşlar, biraz geniş anlatılmış olsa da bazılarına birkaç ayetle kısaca işaret edilmekle yetinilmiştir. Bunun için Kur’an’daki muhtasar bilgilerin siyer kitaplarındaki bilgilerle tefsir/izah edilmesine, müşahhas hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı takdirde, sözkonusu metinlerin/ayetlerin doğru anlaşılması mümkün olamaz. Bu yüzden Hz. Peygamber’in yanında bulunmaları nedeniyle ayetlerin hangi ortamda indiğine şahit olan ve ne manaya geldiğine vakıf olan sahabe ve tâbiin müfessirleri, Kur’an’ı nüzûl sebepleri ile tefsir etmişlerdir. Öyle ki ayetlerin hangi olay sebebiyle, kim hakkında ve nerede nazil olduğunu bilmek, tefsir alanında ehliyet ve vukûfiyetin ölçüsü kabul edilmiştir. Bilindiği gibi sûre ve ayetlerin iniş sebeplerinin önemli bir kısmı, doğrudan vahyin geldiği ortamı bir bütünlük içinde ele alan siyer ilminin bir konusudur. Bu yönüyle ilk dönem siyer kaynakları, tefsir ilmine bilhassa nüzûl sebepleri yönünden yeterince malzeme sağlamaları dolayısıyla da kaynaklık yapmıştır.[6]

Siyer ve megâzîye dair haber ve rivayetleri, açıklama sadedinde tefsir kitaplarına alan müfessirlerin aksine siyer ve megâzî müellifleri de ele aldıkları konuları ilgilendiren birçok ayete eserlerinde temas etmişlerdir.[7] Siyer âlimleri eserlerini hazırlarken ayetlerin önemli bir kısmını kitaplarına almış, ilgili konuda nüzûl sebebi olan hadiseleri ve meşru kılınan yükümlülükleri anlattıkları sırada, ayetleri, bilgi vermek maksadıyla veya anlatılanların doğruluğunu gösteren bir haber kaynağı olarak aktarmışlardır. Hz. Peygamber’in hayatını bir bütün olarak ele alırken yeri geldikçe ayetleri kaydedip gerekli açıklamaları yaparak bir bakıma ayetleri de tefsir ve teşrih etmişlerdir. Ayetlerden olabildiğince yararlanan İbn İshâk, tıpkı bir müfessir gibi ayetlerin manalarını, nüzûl nedenlerini, kimin hakkında indiğini ve hatta hangi ayetin hangi ayetle neshedildiğini dahi açıklamaya çalışmıştır. Aynı şekilde ayetleri sebeb-i nüzûl ağırlıklı olarak kullanan İbn Hişâm gibi ilk dönem siyer müellifleri de eserlerinde kimi zaman Kur’an lafızlarının (Garîbu’l-Kur’an) açıklamasını yapmış kimi zaman da sûreleri kısmen veya tamamen tefsir ederek ayetlere yorumlar getirmişlerdir. Bazen bir veya birkaç ayette ele alınmış bir konuyu geniş bir şekilde anlatıp bilhassa ilgili ayetleri de tanık göstererek olayın akışı/olay örgüsü içinde vermişlerdir. İslam tarihçiliğinin veya sîret ve megâzî yazıcılığının ilk örneklerini ortaya koyan Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Musa b. Ukbe, İbn İshâk, İbn Hişâm gibi müellifler, tarihi anlatılarda Kur’an metnini/ayetlerini “(fe)enzelellahu …, enzelellahu fî …, nezele fî zâlike …, mâ nezele mine’l-Kur’an …, mâ nezele fî/fîhâ/fîhi …, mâ nezele fi’l-emr …, fîhim/fîhi/fîhâ enzelellah …, enzele aleyhi …, (fe)enzelellahu aleyhi …, nezelet hâzihi’l-âyet … /Bu konu veya şu olay üzerine Allah indirdi, orada, onunla ilgili şu ayet indi …” şeklinde delil/şahit olarak rivayetlerin arasına yerleştirmişlerdir. Olaylarla alakalı ayetleri vermekle birlikte kimi zaman da ayeti zikretmeksizin, ayetten çıkardıkları manayı tarihi anlatım olarak nakletmişlerdir.[8] Ancak Derveze’nin de ifade ettiği gibi[9] bazı durumlarda da bu ayetleri, olayı ya da rivayeti destekleyen sahih birer delil olarak kullanmaktan kaçınmışlardır.

Birbirine benzer bir üslupla yazılan ilk dönem siyer kaynaklarında gözlemlenen bu siyer-Kur’an ilişkisi, genelde olaylarla ayetleri ait oldukları zaman ve mekânla ilişkilendirme, bir bakıma ayetleri olaylara, olayları da ayetlere referans gösterme biçiminde gerçekleşmiştir. Bununla beraber ayet-hadise/nüzûl-sîret ilişkisinin sıhhati ve mahiyeti, zaman, mekân ve olayın kahramanının gerçeklik/vakıa ile örtüşüp örtüşmediği ise sözkonusu edilmemiştir.[10]

Nüzûl asrından uzaklaşmaya ve rivayet malzemesinin zenginleşmesine/genişlemesine[11] bağlı olarak sonraki asırlarda, nitel anlamda Kur’an’la siyerin arasının daha çok açıldığı, sîret ve tarihten tamamen bağımsız bir Kur’an anlayışının yanı sıra Kur’an’dan yeterince referansını almayan bir sîret/siyer yazıcılığının ortaya çıktığı müşahede edilmektedir. Günümüzde yeni sîret kitaplarında kaydedilen Kur’anî deliller bile genellikle bağdaştırma düşüncesiyle ele alınmakta; olaylarla, olayları tasdik edici olarak getirilen ayetler arasındaki uyum ve uygunluğa (ayet-vakıa mutabakatına) pek özen gösterilmemekte ve Kur’an’ın siyere, siyerin Kur’an’a kaynaklığı gereği gibi değerlendirilememektedir.[12]

Siyer ve tefsir arasındaki ilişkiye gelince siyer-Kur’an münasebetinde olduğu gibi siyerin Kur’an’dan; Kur’an’ın ve tefsirin de siyerden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Biri diğerinin ön şartı ve lazımı durumundadır. Müfessirlerin bir ayetin ya da sûrenin tefsirini yaparken Hz. Peygamber’in hayatından alıntılar yapmaları, Kur’an’ı anlama ve yorumlama sürecinde vahyin teşekkül ettiği zemine ve zamana atıfta bulunmaları, siyerin tefsirle iç içe veya yakın münasebetini,  bilhassa da tefsir açısından siyerin önemini gözler önüne sermektedir.[13]

Tefsir literatüründe tefsirin mutlaka bir dayanağının olmasına, tefsir işini yapacak kişinin başta dil/lugat ve Kur’an ilimleri olmak üzere pek çok konuda bilgisinin bulunmasına vurgu yapılmaktadır. Müfessirlerin ilk dönemlerden itibaren Kur’an ayetlerini yorumlarken öncelikli olarak Kur’an’ı Kur’an’la onda yoksa sünnet/sîret (rivayet) ile tefsir etme usulünü[14]  benimsedikleri bilinmektedir.

Müfessirler, tefsirlerinde bazı ayetlerin anlaşılabilmesi için özellikle sebeb-i nüzûl bağlamında ayetin doğrudan alakalı olduğu olayları aktarmak suretiyle veya dolaylı olarak siyer konularına geniş yer vermişlerdir. Bilhassa Resûlullah’ın Mekke müşrikleriyle mücadelesi, müşrikler ve ehl-i kitap ile diyalogları, savaşları, antlaşmaları gibi tarihi olaylara temas eden ayetlerin açıklamasında referans olarak sîret malzemesini/rivayetlerini yoğun bir şekilde nakletmişlerdir. Bir başka ifadeyle tefsir yazarları; Bedir, Uhud, Hendek/Ahzab, Benî Mustalik, Huneyn, Tebûk gazveleri ve Hudeybiye antlaşması gibi olayları ve bunların sonucunda elde edilen fey, ganimet ve esirleri yahut da Hz. Peygamber’in hanesini ve eşlerini (Hz. Aişe ve Zeynep b. Cahş), müşrik ve müminlerin ibadetlerini, sosyal ve siyasi tarihlerini konu edinen ayetleri açıklarken öncelikle sîret kaynaklarına başvurmuşlardır. Öyle ki rivayet tefsirleri, ayrıntılı tarih/siyer anlatılarıyla dolu olduğundan nerdeyse bir tarih kitabı olduğu izlenimini vermektedir.

Ayrıca müfessirler, bazen isnad ve metin açısından rivayetlerin sıhhatini sorgulamadan nakletmişseler de genellikle olgu-nas birlikteliğini esas alarak Kur’an’ın muhkem ve müteşâbihâtını, mücmel, mübhem, müşkil lafız ve ayetlerini tefsir etmişlerdir.[15] Bu tür konularla alakalı ayetleri siyer verileri ve cahiliye Arap toplumunun sosyo-kültürel yapısına dair verilen malumat doğrultusunda yorumlamışlar, Kur’an’ın tefsir ve tevilinde nüzûl ortamını, re’yden önce başvurulması gereken en önemli kaynak olarak görmüşlerdir. İsabet düzeyleri tartışılsa da Kur’an’ın ilk ve asli anlamlarını Arap dil ve kültürü çerçevesinde tespit etmeye çalışmışlardır.

Kanaatimizce siyer-tefsir arasındaki ayrım, kronoloji temellidir. Siyer ve megâzî müellifleri, eserlerini kronolojik olarak kaleme almış, Hz. Peygamber’in doğumundan başlayarak ölümüne kadar hayatıyla alakalı bilgileri kitaplarında toplamışlardır. Müfessirler ise siyer literatüründeki düzenli bu tarihi verileri/bilgileri, -kimi zaman vakıa-ayet ilişkisinin sıhhatine de bakmadan- dağınık bir şekilde, parçacı bir yaklaşımla umumiyetle ayetlerin yorum ve anlaşılmasında delil olarak kullanmışlardır. Aslında bu da Kur’an’ın tertibinden ve farklı yapısından kaynaklanmaktadır. Tefsir kaynaklarında dağınık bir şekilde kullanılan siyere dair bu malzeme, kronolojik ve sistematik olarak toplanırsa mevcut sîret kitapları elde edilmiş olur. Taberî gibi müfessirlerin aynı zamanda tarih kitabı yazmış olmaları ve nakillerini erken dönem siyer müelliflerine dayandırmaları, rivayet malzemesinin ortak olmasında da önemli ölçüde etkili olmuştur.

Günümüzde biz, nüzûl ortamından kopuk bir mushaf/metin ile karşı karşıyayız. Bir sözün hangi bağlamda/ortamda söylendiği bilinmeden o sözü anlamaya kalkmak, sadece kavramlardan veya siyâk-sibâktan yahut da lafız-mana ilişkisinden yola çıkarak nasların mana ve maksudunu/medlulünü tayin ve tespite çalışmak, yanlış anlama riskini beraberinde getirecektir. Dolayısıyla Kur’an’ı anlama ve yorumlamaya çalışan herkesin bu riski dikkate alması ve yanlış anlama tehlikesinden emin olmak için mümkün mertebe bağlamı, yani Hz. Peygamber’in, on üç yılı Mekke’de ve on yılı da Medine’de olmak üzere yirmi üç yıllık davet/tebliğ sürecini ve bu süre boyunca yaşanan olaylar hakkındaki malumatları, o günkü Arap toplumunun din, kültür, gelenek/adet ve yaşam biçimlerine ilişkin bilgileri dikkate alması gerekmektedir. Aksi takdirde her düşüncenin Kur’an’a yamanması veya onaylattırılması kaçınılmaz olacaktır.[16] Bu gerçeği göz ardı edip birbirinin mütemmimi olan siyer ve tefsir ilmini birbirinden, yani siyeri tefsirden, tefsiri de siyerden bağımsız olarak değerlendirmek; Resûlullah ve dönemini (nas/vahiy-olgu bütünlüğünü) hesaba katmadan Kur’an’ı açıklamaya ve yorumlamaya kalkışmak, yanlış anlamalara neden olabileceği gibi keyfi tefsir ve tevillerin de önünü açacaktır.

Son olarak şunu da belirtelim ki nüzûl ortamı ve sîret, Kur’an’ı anlamada mihenk taşı görevi üstlenmektedir. Ancak kanaatimize göre doğru bilgi ve sahih bir yorum için bu da yetersiz/eksik kalmaktadır. Kur’an pasajlarının ve siyer rivayetlerinin, tarihî perspektif içinde tarih ve sosyal bilimlerin metodolojisi çerçevesinde yeniden kritik edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

 

Arş. Gör. Dr. Korkut Dindi*


* Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü.

[1] Şaban Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, İSAR Vakfı Yay., İstanbul 2008, s. 11-12; Mustafa Fayda, “Siyer ve Megâzî”, DİA, 2009, XXXVII, 319-324.

[2] Abdülhamit Birışık, “Tefsir”, DİA, 2011, XL, 281-290.

[3] Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, s. 13-29; Fayda, XXXVII, 320.

[4] Kur’an-siyer, sîret-nüzûl ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. M. İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı I-III, Çev. Mehmet Yolcu, Ekin Yay., İstanbul 1998, I, 11-12, II, 9-17; İsmail Yiğit, “Kur’an ve Sîretü’n-Nebî”, Kur’an ve Tefsir Araştırmaları II, Ensar Neşriyat, İstanbul 2001, s. 91-100; Ali Çelik, “Kur’an ve Sünnet’in Doğru Anlaşılmasında Sîret’in Önemi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi III (2003), Sayı: 3, ss. 5-16; İsrafil Balcı, “Siyer Okumalarında Kur’an’ın Rolü ve Belirleyiciliği: Necm Sûresi Örnekliğinde Bazı Siyer Konularının Kritiği”, İSTEM: İslâm San’at, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi Dergisi, 2010, Cilt: VIII, Sayı: 16, ss. 35-60; Adem Apak, “Siyere Kaynaklığı Açısından Kur’an’ın Değeri ve Önemi”, Bir Bilim Olarak Siyer ve Kaynakları, Der. Adnan Demircan, Siyer Yay., İstanbul 2014, s. 145-157; Hasan Elik, “Kur’an Nüzûlünün Hz. Peygamber’in Siretiyle İlişkisi”, Kur’an Nüzûlünün Mekke Dönemi Sempozyumu, Çorum Belediyesi Kültür Yay., Çorum 2013, s. 57-61; Muhammed Coşkun, Kur’an Yorumunda Sîret Nüzûl İlişkisi, Fikir Yay., İstanbul 2014; Fatih Özaktan, Kur’an’ın Anlaşılmasında Siyerin Rolü, Marmara Akademi Yay., İstanbul 2017; Mahmut Ay, Kur’an Kıssalarını Sîret Bağlamında Okumak Hz. Musa Kıssası Örneği, Ensar Neşriyat, İstanbul 2017; Şaban Öz, Kur’an’ın Peygamberi, Endülüs Yay., İstanbul 2017; Hikmet Zeyveli, “Sîretin Kur’an Araştırmalarında Önemi”, Kur’an’ı Anlama Yolunda: Kuramer Konferansları-II, KURAMER Yay., İstanbul 2017, s. 203-215; Korkut Dindi, Siyer-Kur’an İlişkisi Mekke Dönemi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2017, s. 6-9.

[5] Fayda, XXXVII, 320.

[6] Yiğit, s. 94, 97.

[7] Fayda, XXXVII, 320.

[8] Ayrıntılı bilgi için bkz. Derveze, I, 20-21, II, 12; Yiğit, s. 95; Mustafa Özel, “Bir Tefsir Kaynağı Olarak İbn Hişâm’ın es-Sîresi”, DEÜİF Dergisi, Sayı: XIII-XIV, İzmir 2001, ss. 205-215; Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, s. 112, 128, 220, 263-264; Fayda, XXXVII, 320-321; Öz, Kur’an’ın Peygamberi, s. 9, 11-12; Apak, s. 152-153; Dindi, s. 8.

[9] Derveze, II, 12.

[10] Dindi, s. 9.

[11] Siyer literatürünün genişlemesi ve sebepleri hakkında detaylı bilgi için bkz. Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, s. 44-64; Mehmet Özdemir, “Siyer Yazıcılığı Üzerine”, Milel ve Nihal: inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi, 2007, Cilt: IV, Sayı: 3, ss. 129-162, s. 134-140; Cahit Külekçi, “Siyer-Hadîs İlişkisi Bağlamında Siyerde Apokaliptik Haberlerin Genişlemesi”, Siyer Araştırmaları Dergisi, 2018, Sayı: 3, ss. 153-163.

[12] Derveze, II, 11-17; Apak, s. 150-154; Mehmet Azimli, Siyeri Farklı Okumak, Ankara Okulu Yay., Ankara 2015, s. 31; Dindi, s. 9.

[13] Siyer-tefsir ilişkisini konu edinen çalışmalar hakkında geniş bilgi için bkz. İshak Yazıcı, “Nüzûl Sebeplerini Bilmenin Kur’ân Tefsirindeki Önemi”, OMÜİF Dergisi, Sayı: 2, 1987, ss. 117-128; Mustafa Özel, “Bir Tefsir Kaynağı Olarak İbn Hişâm’ın es-Sîresi”, DEÜİF Dergisi, Sayı: XIII-XIV, İzmir 2001, ss. 205-215; Fatih Özaktan, Enfâl ve Tevbe Sûreleri Bağlamında Siyerin Tefsirdeki Yeri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2010; Fatih Özaktan, Kur’an’ın Anlaşılmasında Siyerin Rolü, Marmara Akademi Yay., İstanbul 2017; Ahmet İğdi, Bir Siyer Müellifi Olarak et-Taberî -Târîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk Özelinde-, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2012; Hasan Elik, “Kur’an Nüzûlünün Hz. Peygamber’in Siretiyle İlişkisi”, Kur’an Nüzûlünün Mekke Dönemi Sempozyumu, Çorum Belediyesi Kültür Yay., Çorum 2013, s. 57-61; Yasin Yılmaz, “Bir Siyer Müellifi Olan İbn İshak’taki Bazı Hadiseler Örneğinde Siyer-Tefsir İlişkisi”, KSÜİF Dergisi, Yıl: 11, Sayı: 22, ss. 100-127; Feyza Betül Köse, “Hak Dini Kur’an Dili Özelinde Tefsir Siyer İlişkisi”, KSÜİF Dergisi, Cilt: XIV, Sayı: 28, ss. 35-60.

[14] Mustafa Öztürk, “Kur’an’ın Kur’an’la Tefsiri: Bir Mahiyet Soruşturması”, ÇÜİF Dergisi, 8 (2), ss. 1-20; Muhammed Aydın, “Rivayet Tefsiri Kavramı ve Kur’an’ın Kur’an ile Tefsiri: Eleştirel Bir Yaklaşım”, SÜİF Dergisi, Sayı: 20 (2009/2), ss. 1-32.

[15] Detaylı bilgi için bkz. Süleyman Gezer, Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre Kur’an, Ankara Okulu Yay., Ankara 2008, s. 162-195; Özaktan, Kur’an’ın Anlaşılmasında Siyerin Rolü, s. 149-359.

[16] Gezer, s. 257-258; Coşkun, s. 18-19.