Siyer-i Muhtasara

Siyer-i Muhtasara

Sâye-i lütfi Şehinşâhîde

Yazdım işbu eser-i muhtasarı

Okudukça bunu âlem-i mevlâ

Dâim itsun o Şeh-i dâdgeri

Mü’mine lâzım ve vâcib bilmek

Neseb-i Hazret-i Hayri’l-Beşeri

Hayli tahkîk ve tetebbü’ iderek

Topladım hep haber-i mu’teberi

Bana fahru şeref âlemde Kemâl

O Şeh’in bir nazar lütf-i eseri

Zâtu’ş-Şifâ fî Hukûkı’l-Mustafa şerhinde, Nesebnâme-i Nebi isimli farsça risalede ve bazı güvenilir siyer kitaplarında anlatıldığı ve açıklandığı üzere Hz. Muhammed’in (sav) yedinci kuşağa kadar dedelerinin ismini ˗onlara hürmet göstermek gerekir˗ bilmek ve Hz. Muhammed’in (sav) hayatını kısa da olsa öğrenmek her mümin erkek ve kadına vâciptir. Bu konuda bilgi edinmek için ise siyer kitaplarını araştırmak gerektiğinden ve buna da herkesin hâli, vakti özellikle de eğitime yeni başlayanların bunu yapmaya yaşları müsait olmaması sebebiyle güvenilir râvilerin eserlerinden seçilerek ve ilmi araştırmalarla tashih edilerek büyük dedeleri ve Hz. Muhammed’in (sav) hayatına dair bilgiler içeren, dili anlaşılır, muhtasar bir risâlenin yazılması, itaat edilmesi gereken bir emir olarak kalemi zayıf yazara havâle edildi. Bu emirden dolayı bu muhtasar siyer kaleme alındı.

            Eserde vuku’ bulmuş noksanlardan, eksikliklerden dolayı eseri okuyan kimselerin bizi mazur görmesi temenni olunur.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Hz. Muhammed (sav)’in pek çok ismi vardır. Fakat en fazîletli ve meşhur olanları Muhammed, Ahmed ve Mustafa’dır. Çoğu zaman Muhammed Mustafa da - denir. Künyesi Ebu’l-Kâsım’dır. Hz. Peygamberin doğumu, Araplar arasında âmu’l-fil yani fil yılı diye isimlendirilen meşhur senenin Rebîulevvel ayının on ikisi Pazartesi gecesi Mekke-i Mükerreme’de gerçekleşmiştir. Babasının ismi Abdullah, büyük babasının yani dedesinin ismi Abdulmuttalib’dir. Daha büyük dedesinin ismi Hâşim ve Hâşim’in babasının ismi Abdulmenâf ve Abdulmenâf’ın babasının ismi Kusayy ve onun babasının ismi Kilâb ve Kilâb’ın babasının ismi Mürre’dir ki nesep silsilesi Hz. İbrahim’e (as) ulaşır. Bunların hepsi Kureyş kabilesinin eşrâfından ve önde gelenlerinden olduklarından Hz. Muhammed (sav)’e ismi geçen kabileye nispetle “Nebiyyü’l-Kureyş” ve büyük dedelerine nispetle “Nebiyyü’l-Hâşimi” de denir. Hz. Muhammed (sav)’in annesinin ismi Âmine’dir. Âmine’nin babasının ismi Vehb, annesinin ismi Berre’dir. Babası tarafından nesep silsilesi Resûlullah’ın dedelerinden Kilâb b. Mürre’yle birleşir.

Hz. Muhammed’i (sav) doğduğunda üç gün annesi, üç dört ay kadar Ebû Leheb’in Süveybe isimli azatlı cariyesi emzirdikten sonra vakt-i fitâmına yani sütten kesilinceye kadar Benî Sa’d kabilesinden Halîme bnt. Abdillah isimli kadın Hz. Muhammed’i (sav) emzirdi.

Hz. Peygamberin doğumundan önce babası vefât etti. Altı yaşındayken muhterem annesi de vefât etmiş olduğundan dedesi Abdulmuttalib’in evini şereflendirdi. Sekiz yaşındayken yüz yaşını geçmiş olan Abdulmuttalib’in de vefâtıyla amcası Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i (sav) himâye etmekle mümtaz oldular. Yirmi beş yaşındayken cennet kadınlarının efendisi Hz. Hatîcetü’l-Kübra’yla (ra) evlenip kırk yaşına geldiğinde Allah (cc) tarafından Cebrail (as) vasıtasıyla vahiy gelip Kur’an-ı Kerim nâzil olmaya başlamış olduğundan insanları İslam dinine davete etmeye başladı. Bu sene “Bi’set Yılı” diye isimlendirilir. Dokuz sene sonra değerli amcası Ebû Tâlip vefât eyledikten bir hafta sonra Hatîcetü’l-Kübra (ra) da altmış beş yaşında dâr-u bekâya irtihal etti. Bi’set yılından on iki sene sonra yani Resûlullah’ın yaşı elli ikiye ulaştığı sene Recep ayının yirmi yedinci gecesinde Miraç olayı gerçekleşip Resûlullah yüce “kâbe kavseyn ev ednâ”[1] mertebesine ulaştı.

Elli üç yaşındayken alçak müşriklerin suikast ve ihanetleri sebebiyle Mekke-i Mükerreme’yi terk ederek Medine-i Münevvere’ye hicret etmesinden dolayı bu sene hicrî tarihin başlangıcı kabul edilmiştir. Hicretin ikinci senesi müşriklerle savaşa izin ve ruhsatı tazammun eden ayet nâzil oldu. Hz. Muhammed (sav) tarafından cihad sancağı açıldı ve gazâ ordusunun hazırlanmasında bizzat kendisi yer aldı. Muhaddislerin ıstılâhında ve Siyer’de Hz. Muhammed’in (sav) askerlerle beraber bulundukları sefere ve başka bir rivâyete göre emri altında bulunan askere “Gazâ”            ve “Gazve” ve bizzat kendisinin katılmayıp sahabîlerden bir kumandan ile beşten dört yüz kişiye kadar göndermiş olduğu orduya “Ba’s” ve “Seriyye” diye isimledirilir. Bu seneden, Hz. Muhammed (sav)’in vefâtına kadar on dokuz ve bazı rivâyetlere göre yirmi bir veyahut yirmi yedi gazve ve kırktan fazla seriyye meydana gelmiştir. Bu gazvelerin dokuzunda cehennemlik kâfirlerin kararıyla cenk ve savaş olmuştur. Bunların dışındakilerde bazen musâlaha gerçekleşmiş, bazen de düşmanın firarı ve dönüşü sebebiyle karşılaşılamayarak geri dönülmüştür. Savaşın meydana geldiği dokuz gazvenin isimleri bunlardır: Büyük Bedr, Uhud, Müreysi’, Hendek, Kurayza, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Tâif.

Bedir Savaşı savaşların en büyüğüdür. Bu savaşta İslâm mücahitleri, Yüce Meleklerin yardımıyla gâlip ve muzaffer, kâfirlerin ordusu ise zelîl ve paramparça olmuştur. Hakikate gözlerini kapatmış Ebû Cehil de öldürülmüş olup Müslümanlara izzet, müşriklere ise zillet getirmiştir. Hicretin sekizinci senesi Mekke-i Mükerreme fethedilmiştir.

Hicretin on birinci senesinde Hz. Muhammed (sav) altmış üç yaşındayken Medine-i Münevvere’de dünya evini terk ederek dâr-u ukbâ’ya teşrif ettiler. Peygamberlik süresi olan yirmi üç senenin on üç senesi Medine-i Münevvere’de, on senesi Mekke-i Mükerreme’de geçirmiştir. Ezvâc-ı Tâhirât’tan Hz. Âişe es-Sıddîka’nın (ra) evinde vefât etmiş olduklarından yine o mübarek eve defnedilmiştir. Hâlâ insanların ziyaret ve Meleklerin taraf yeri olan Ravza-ı Mutahhara’nın bulunduğu hürmet gösterilen bir yer orasıdır. Kutlu doğum günüyle gönülleri dağlayan vefât günü Rebîulevvel’in on ikisi Pazartesi gününe denk gelmiştir. Vefât ettiğinde yaşı en sahih görüşe göre altmış üçtür.

Meşhur olan rivâyete göre dokuz evlâdı dünyaya gelmiştir. Beşi erkektir ki isimleri Kâsım, Tayyib, Tâhir, Abdullah ve İbrahim’dir. Dördü kız olup isimleri Zeynep, Rukayye, Ümmü Gülsüm ve Fâtımatü’z-Zehrâ (ra)’dır. Bütün çocukları kendisinden önce vefât etmiştir, fakat Hz. Fâtımatü’z-Zehrâ (ra) babasının vefâtından altı ay sonra yirmi dokuz yaşında vefât ederek Baki’ diye isimlendirilen kabristâna defnedilmiştir.

Hz. Muhammed (sav)’e tâbi olarak Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret eden sahabîlere “Muhacir” ve Medine-i Münevvere halkından İslam ile müşerref olup Hz. Muhammed’e (sav) yardım eden ve destek olan sahabîlere “Ensâr” denir. Mufassal Siyer kitaplarında yazıldığı ve açıklandığı üzere Hz. Muhammed (sav)’in doğduğu mübarek gecede bulunduğu yerin büyüklüğüne, şânının ve konumunun yüceliğine delâlet eden pek çok hârikulâde alâmetler meydana geldiği gibi vefâtına kadar meydana gelen büyük mucizelerine nihâi bir sınır yoktur.

 

Hulefâ-i Râşidîn (ra)

Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (ra) efendilerimize “Hulefâ-i Râşidîn” ve “Çihâr Yâr-i Güzîn” de denir. Hz. Muhammed’in  (sav) vefâtından sonra birbirlerini müteakip halife olmuşlardır. Hz. Muhammed (sav) tarafından cennetle müjdelenen on sahabeden dördü bunlardır ve altısı da Talha, Zübeyr, Sa’d b. Ebî Vakkas, Sa’d b. Zeyd, Abdurrahman b. Avf ve Ubeyde b. Cerrâh (ra)’dır.

Hulefâ-i Râşidîn’in de en fazîletlisi ve önde geleni Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk’dır ki Hz. Peygamberin (sav) vefât ettiği gün sahabîlerin icmâ ve ittifakıyla hilafet makamına oturmultur. Hz. Ebû Bekir’in ismi Abdullah, babasının ismi ise Osman’dır. Babasının künyesi Ebû Kuhâfe’dir. Hz. Ebû Bekir’in nesep silsilesi altıncı kuşakta Hz. Peygamberin (sav) büyük dedelerinden Mürre’yle birleşir. Erkeklerden Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğini ilk tasdik eden Hz. Ebû Bekir olduğundan kendisi “es-Sıddîk” olarak isimlendirildiği gibi cennet ile müjdelenmesiyle cehennem ateşinden kurtulduğu için âzat olmuş manasına gelen “Atîk” diye de isimlendirilmiştir. Mekke-i Mükerreme’den hicret esnasında düşmanların kötülük ve tuzaklarından kurtulmak için Sevr mağarasında üç gece Hz. Peygamber’le (sav) geceleyerek arkadaşlık etmesi sebebiyle “Yâr-ı Gâr-i Nebî” de denilmiştir. Ezvâc-ı Tâhirât’tan Hz. Âişe es-Sıddîka’nın (ra) babasıdır. Halifeliği iki sene üç ay yapmış, hicretin on üçüncü senesi Cemâziyelâhir ayında altmış üç yaşında dâr-u bekâ’ya irtihal etmiş ve Ravza-ı Mutahhara’da defnedilmiştir.

Hulefâ-i Râşidîn’in İkincisi

Yani Halife-i Sâni Hz. Ömer el-Faruk (ra)’dır. Künyesi Ebû Hafsa’dır. İslâmı kabul etmesiyle Müslümanlara gerekli olan kuvvet ziyadesiyle gerçekleşmiş, İslâm dini açığa çıkmış ve Mescidü’l-Haram’da namazlar açık olarak eda edilmiş, hak ile bâtılı ayırdığı için Hz. Resûlullah tarafından “Faruk” diye isimlendirilmiştir. Hz. Ebû Bekir’in tayini üzere vefâtından sonra halifelik makamına ulaşmıştır. Babasının ismi Hattab, nesepleri dokuzuncu kuşakta Hz. Muhammed (sav)’in mübarek nesebiyle birleşir.  Ezvâc-ı Tâhirât’tan Hz. Hafsa’nın babasıdır.

Halifeliğinde pek çok şehir, memleket fethedilmiş ve ahâlisi İslâm ile müşerref olmuştur. Dört bin mescid inşâ ettirmiş, minber ve minarelerinde hutbe ve ezân-ı muhammedî okutmuştur. Yaptığı güzel işlerin ve menkîbelerinin sınırı yoktur.

Halifeliği onuncu seneye ve yaşı altmış üçe ulaştığı hicretin yirmi üçüncü senesi Zilhicce aynının yirmi altısı Çarşamba günü âdeti üzere sabah vakti mescide gitti ve mihrapta sabah namazını kılmaya niyet etti. Rükû yapmak üzereyken Ebû Lü’lü Fîrûz isimli cehennemlik köle, o adalet sancağını kaldıran, şirk ve düşman ehlini kahreden, Müslümanların yardımcısı, küfür ve tuğyân ehlinin binalarını yıkan Hz. Ömer’i zehirli hançerle birkaç defa vurarak yere düşürdü. Üç gün sonra yani Cumartesi günü vefât etti ve Ravza-ı Mutahhara’ya defnedildi.

Hulefâ-i Râşidîn’in Üçüncüsü

Hz. Osman Zinnûreyn (ra)’dır. Hz. Ömer’in şehit edilmesinden sonra halife olmuştur. Babasının ismi Affân olup dördüncü kuşakta nesepleri Hz. Peygamberin (sav) büyük dedelerinden olan Abdulmenâf’la birleşir. Hz. Muhammed (sav)’in muhterem kızı Rukayye’yle evlenmiş, sonra o vefât etmiş olduğundan diğer muhterem kızı Ümmü Gülsüm’la (ra) evlenmiş olması sebebiyle “Zinnûreyn” diye isimlendirilmiştir.

Hilminin, hayâsının, zühdünün, takvâsının, cömertliğinin ve verdiği sadakaların sonu yoktur. Hz. Osman’ın halifeliği döneminde de birçok memleket feth ve zapt edilerek İslâm memleketlerine dâhil edilmiştir. Halifelik süresi on iki seneye ve yaşı seksen ikiye ulaştığı hicretin otuz beşinci senesinde Zilhicce ayının on sekizi Cuma günü eşi Nâile yanında bulunduğu halde, oruçluyken Kur’an-ı Kerim tivâlet ederken aleyhine hareket ve kıyâm etmiş olan acımasız bir takım alçak kötü kimseler evine girerek kılıçlarını çıkarıp o hilm ve hayâ kaynağı,  Hz. Muhammed’in damadı Hz. Osman’ı öldürerek şehitler zümresine dâhil ettiler. Mübarek bedenleri Medine-i Münevvere’de Bakî’ diye isimlendirilen meşhur kabristâna defnedilmiştir.

Hulefâ-i Râşidîn’in Döndüncüsü

Hz. Ali -Allah yüzünü ağartsın- (ra)’dır. Künyesi Ebu’l-Hasan ve Ebû Turâb’dır. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra halifelik makamına gelmiştir. Hz. Muhammed’in (as) tüccar amcası Ebû Tâlib’in oğludur.

Mekke-i Mükerreme’de Beytü’l-Harem içerisinde doğmuş olup Hz. Peygamberin (as) mübarek evinde ve gözetimi altında büyümüş ve terbiye almış olduğundan bu fazîlet emsalsiz ve zatlarına muhsusdur. İlim ve şecaatleri sahabîlerin hepsinden fazladır. Güzel ahlak sahibi olup herkese tevazu ve güler yüzle muâmele ederdi. Kerâmet ve fazîletlerinin sonu yoktur. Hz. Muhammed’in (sav) muhterem kızlarından Hz. Fâtımatü’z-Zehrâ’yla (ra) evlenerek peygamber damadı olmak şerefine nâil olmuştur. Hz. İmam Hasan ve Hüseyn (ra) bu huzurlu evlilikten dünyaya gelmiştir.

Halifeliği dört sene dokuz ay sürmüş olup hicretin kırk birinci senesi Ramazan ayının on yedisi Cuma günü Kûfe şehrinde sabah namazını edâ etmek üzere Mescid-i Şerif’e giderken yolda diğer bir rivâyete göre Mescid-i Şerif içerisinde Hâricilerden İbn Mülcem ismindeki merhametsiz âsi, zehirli bir kılıçla Hz. Ali’nin başına vurmuş ve o kerâmet bostanının selvisi kesilmiş ağaç gibi yere düşmüştür. Evine taşınıp iki gün geçtikten sonra yani Ramazan ayının on dokuzu Pazar gecesi yaşı altmış üç ulaştığında dâr-u bekâ’ya irtihal etmiş, Kûfe civarındaki Necef-i Eşref olarak isimlendirilen bölgede defnedilmiştir.

Hz. İmam Hasan (ra)’ın Halifeliği

Hz. Ali ˗Allah yüzünü ağartsın˗ şehit edildikten sonra çocuklarının en büyüğü, Hz. Muhammed (sav)’in torunu Hz. Ebû Muhammed Hasanü’l-Tekâ (ra) Irak halkının biât etmesiyle halifelik makamına oturdu ve ehl-i beytin kalplerinde sevinç yaşattı. Fakat Şam’da Hz. Muâviye halife adıyla hâkimiyetinin temelini attıklarından dolayı Kûfe’de İmam Hasan’a biât olunmasından telaşa düşerek halifeliğe ortaklık tehlikesini engellemek için altmış bin askerle Kûfe’ye doğru hareket etmişlerdir. Hz. Hasan (ra) tarafından da karşılık vermek için kırk bin kadar asker toplanmış ise de bu kadar asker Şam ordusuna denk olmadığından ve Irak askerlerinin arasında ihtilâfın yayıldığı ve nifâk göründüğünden Hz. Hasan (ra) Müslümanların kanının akmasına izin vermeyerek bazı şartlarla anlaşma yaptı. Halifeliği Hz. Muâviye’ye bırakıp biât ettikten sonra Medine-i Münevvere’ye gelerek Allah’a kulluk ve ibâdetle zaman geçirdiler. Hicretin ellinci senesi Ramazan ayının ortasında zehirli bir yemeği yemesiyle vefât ederek Bakî’ isimli kabristâna defnedilmiştir.

Hz. İmam Hüseyn (ra)’ın Şehâdetleri

Cennet gençlerinin efendisi Hasan el-Müctebâ’nın halifeliği terk ederek kendi arzusuyla uzlete çekilmesinden sonra Hz. Muâviye hiçbir engel ve sıkıntı olmaksızın bağımsızlık kazanarak on dokuz sene halifelik makamında kaldı. Şehir ve memleketler fethederek İslâm dininin yayılma alanının genişlemesine hizmet eden bir kimse olup hicretin altmış senesinde yetmiş beş yaşındayken vefâtıyla oğlu sevimsiz, kötü karakterli Yezîd hilafet makamına oturdu. Fakat Hz. Muhammed (sav)’in göz nuru Hz. İmam Hüseyn hayatta oldukça ve ailesi tarafından halifeliğinin meşruluğu kabul ve tasdik edilmedikçe kendisine kalp huzuru mümkün olmayacağından her ne suretle mümkün ise Hz. Hüseyn’i kendisine biât ettirmeye Medine valisini memur kılmıştır. Hz. Hüseyn bunu işitince bu tekliften kurtulmak için Mekke-i Mükerreme’ye hicret etmiş ise de Irak halkından biâtlerini bildiren, ısrarla ve tekrar tekrar gelen davetler sebebiyle Kûfe’ye doğru yola çıkmıştır. Kerbela diye isimlendirilen kerb[2] ve bela yerine ulaştıklarında Yezîd tarafından gelen yazılı emir üzerine Kûfe valisi Ubeydullah b. Ziyâd denilen kötülüğü âdet edinmiş zâlim tarafından Ömer b. Sa’d b. Ebî Vakkas dört bin askerle gönderildi. Hicretin altmış beşinci senesi Muharrem ayının onu Cuma günü yaşı elli altıya ulaşmış olan Hz. Muhammed (sav)’in göz nuru, Hz. Ali el-Mürtezâ’nın oğlu, Fâtımatü’z-Zehrâ’nın çiğerpâresi Kerbela toprağında garîb düştü. Yani İmam Hüseyn kederli ve mazlum olarak altı biraderi, iki oğlu, yetmiş kadar akrabasıyla beraber her biri şehit edilerek mağfiret olunanların zümresine dâhil oldular. Allah hepsinden razı olsun.

Allah’a hamd olsun, risâle yazarı mücrim, günahkâr Kemal’a Necef-i Eşref’de Hz. Ali el-Mürtezâ’nın ve Kerbela’da şehitlerin efendisi Hz. Hüseyin’ın (ra) ve Irak çevresinde bulunan diğer evliya ve muttaki kimselerin yüce kabirlerini ziyaret etme şerefi nasip ve müyesser olmuştur.

 


[1] “(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu” Necm 53/9.  (sad.)

[2] Kerb: Gam, tasa, sıkıntı. (sad.)


Arş. Gör. Asım Sarıkaya